27 Temmuz 2011 Çarşamba

çırpınış..

insan dayanamayacak raddeye geldiğinde ne yapmalı? kendini resetlemek adına. sil baştan azim, güç dolabilmek adına. nabsın ki bu insan, ayaklarını yere yine sağlam basabilsin, öyle korkakça, ürkek ürkek sürüklemesin. nabsın da özgüvenini içine nefes gibi çeksin ve tutsun onu bünyesinde, bırakmasın. nabsın da şu kadere bi takla attırsın, o da tepe taklak, ters düz olunca bi kere de olsa geri adım atsın. nabsın da hayatın kendisine ördüğü o şanssızlık duvarını bi güzel yıksın. nabsın da bu tarz cümleler kurmayı televizyon izlemek yerine tercih etmeyi bıraksın. nabsın da o mucizenin yolunu kesebilsin. nabsın işte bu insan, nabsın.

ben bazen dikiyorum ayaklarımı tepeye, dayıyorum duvara, beynim aşağıda ayaklarım yukarıda, duruyorum öyle. belki saçma ama yapıyorum. beynime kan gitsin istiyorum, gitsin de tembelleşmiş beynim daha fazla çalışsın istiyorum. böyle 10 dk falan durunca kan hücum ediyor ya hani, kulakların falan uğulduyor, oh olsun diyorum. çalışaydın da böyle bi harekete maruz kalmayaydın diyorum. sonra kendimle kavga ediyorum işte, didişiyorum içimdeki gözdeyle. bu şekilde biraz olsun rahatlıyorum.

öyle işte, zaten moralsizim, yorgunum, tatsız tuzsuzum. bazıları da yurtdışına gitti gideli bi çıt bile çıkarmadı, bi yaşam belirtisini bana çok gördü. onun da bi suçu yok ki, meraklandırmak istemez elbet. ama o zaman kim suçlu. ben yine kendimden mi soracağım bu moralsizliğimin hesabını. sadece çok merak ediyorum blög, belirsizlik canımı çok sıkıyor. daha 39 gün var, galiba hayatımın en zorlu sınavlarından birindeyim. insan sevdiğinden 1 saat haber alamadığında merak eder, 42 gün sence de çok değil mi kader?

neyse, duş alıp uyuyup sabah erken kalkmak gerek.

ne dersin, sence arçelik beni işe alıcak mı blög.

Allahım yardım et.

saygı, sevgi.

24 Temmuz 2011 Pazar

http://fizy.com/#s/1lweti

Dur gitme
Beni böyle öldürme
Sus dinle
Şehir çok sessiz bu gece

Sonunda anladım
Sensiz çok yalnızım
Hatalıyım
Ben sana aşığım

Gitme
Beni öldürme
Ruhum dayanmaz bu sessizliğe
Gitme
Beni öldürme
Kalbim dayanmaz bu gidişe

ramak kala..

hayatta sevdiğim birçok şey oldu. leblebi tozları, pembe panter, neptün, çamaşır suyu kokusu, hayvanlar, müzik, rengarenk boyalar, yaprak sarma, ay savaşçısı, daha aklıma gelmeyen bi dünya bişi.

ve bu sevdiğim şeyler bana öğretti ki sevgi hasret demekti. insan sevmeye başladığında, özlemeye başlardı. doğru orantılı olarak artardı bu iki değer, ne kadar sevgi, işte o kadar özlem. sonunda ayrı geçen en küçük zaman dilimlerinde bile, hissederdi insan içindeki boşluğu, hissederdi büyük eksikliği, bir parçasının yerinde yeller estiğini. ve içinde parçası eksik olan bir televizyon nasıl ki dışarıdan sorunsuz göründüğü halde çalışmazsa, insan da böyleydi işte. içimizdeki boşluklarla yaşadık, yaşadık ama, öylesine.

küçükken kardeşimle leblebi tozlarına bayılırdık. kendimizi kaybedip çılgınlar gibi yerken illa ki soluk borumuza kaçırırdık. yine de vazgeçmezdik, bıkmazdık. öyle ki kendimizce keşifler yapıp sarımsak eziciyle leblebi tozu üretimine başlamıştık. sonunda ne oldu ne bitti de leblebilerle aramıza mesafeler girdi, bilemedim. taşındık ve o mutfaktaki anılar orada kaldı.

bir köpeğimiz var, geldi bi 6-7 yaşına. bi ara çok güzel yavrularımız oldu, 10 tane :) doğumda yanında durdum, o fare tipleriyle bile sevdim minikleri. kardeşim oldu her biri, 2 ay gecemiz gündüzümüz beraber geçti. ilk kavgalarını da gördüm, ilk hastalanışlarını da, ilk yürümelerini, koşmalarını gördüm, ilk beni ısırdılar mesela. şimdi hepsi bir başka kapıda, kimbilir ne halde. 1 tanesiyle arada görüşebiliyoruz sadece, o da heyecana gelip ayaklanınca 2 katım oluo kerata.

müzik. en acıtan özlemlerimden biri aslında. 4 senelik lise hayatımın 3 senesinde, peşinden deli gibi koşturdu beni. hayatımdan geçtim, sadece ona adandım bi dönem. sonunda talihsizlikler silsilesi ve ayrı düşen 2 sevgili.

son olarak ay savaşçısı, bilmiyorum neden o kadar sevdim onu. belki de sevgilisini yurtdışına yolladığında ve bidaha haber alamadığında, hissettim kader ortaklığını :/ ondan üzüldüm belki de o kadar. te allam savaşlı mavaşlı çizgi filmde, ilk aklıma gelen şeylere bak. mamoru, aşk, yurtdışı, özlem. o da mektup yazıcam diyip yazmamıştı, ondan dolayı ötürü seni çok pis döverim 11!

bu ve bunun gibi şeyler işte.

2011'in temmuz'unun sonunu ve koskoca ağustos ayını hiç sevmedim, sevmiycem. eylül'ü en içimden sevicem ama, bizi kavuştursun koskocaman sevicem. kavuşturur dimi?

6 hafta ve özlem.

başlamasına ramak kala..

7 Temmuz 2011 Perşembe

http://fizy.com/#s/1ry57s

o değil de, seni sevdiğimi söylemiş miydim?

sadece buydu, evet. iyi günler.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

ı ıh, bana tatil yok sayın blög. deniz yok, kum yok, güneş yok, ot yok, böcek yok. zaten bana yaramıyor deniz biliyor musun ki. kahramanlık oyunu oynarken kendim boğuluyorum sonra. zaten de artık eskisi kadar da sevmiyorum sanki, o kadar da özlemiyorumdur bence. şimdi hiç gerek yok taa yazlıklara gitmeye , neymiş denizmiş, hiç. ben paşa paşa kursuma giderim, son stajıma da giderim, sonra da mezun olup bir güzel işsizlik bunalımıma da girerim, şimdi bir de o denizi sokmayayım araya dimi blög. deniz dimi. ah o deniz dimi. deniz.

bana huzur veren herşey, benden uzaklaşıyor :(