8 Haziran 2011 Çarşamba

11

'haziran' dedin mi akla gelen ilk şey final haftasıdır benim nezdimde. kabus dolu günler, son çırpınışlar, sıçtın mavileri falan.. ben bu sene pek görmedim o maviyi. son sınıf en rahat senem oldu. acaba uzatmamak için ciddiye almamdan mıdır bilmiyorum ama, ne olduysa iyi oldu işte. en başında olaydı daha da iyiydi tabi.

dün son sınavlarıma girdim. galiba ki mezun oluyorum. öyle ki lisans hayatımı 5 katlı integralle sonlandırıyorum :) hoca üşenmemiş onca integral işareti çizmeye, çizmiş de çizmiş. şanına yakışır bir sınav hazırlamış. onca heyecanlandım son diye, neyseki iyi geçti.

aslında en yoğun haftalarımdan birini yaşadım. hatta en yoğun 2 haftalarımdan birini yaşıyorum diyim, daha bitti sayılmaz, cuma tez sunumum var. tez dedim de, hazırladım bitirdim verdim. hatta o gün enteresan bir gündü. ilk önce kantinden birşeyler alıyım dedim, gittim, kantinci abi 'buyrun hocam' dedi. afalladım kaldım, gayet de minik birşeyim oysaki :) dedim gözde okula daha çok uğramalıydın. neyse sonra tezimi ciltlettim, 1 değil 2 değil 4 tez çıkarttım. (okul saolsun tüm masrafları bize yüklüyor, bana bir yararın olsun be okul) sonra gittim tez danışmanımın yanına imzalattırmaya. hoca aldı sordu 'ne yaptın' diye. dedim 'hocam çakma usis gibi birşey yaptım, sizin de resminiz var' falan diye anlatmaya başladım. o an açtım bir sayfayı göstermek için. o sayfada da hocanın iletişim bilgilerinin yer aldığı, tabi benim programı hazırlarken sallama bilgilerle doldurduğum bir ekran vardı. eşinin adını hakan diye sallamıştım mesela. sonra sen tut :D hoca bir şaşırdı bir şaşırdı. 'sen benim eşimin adını nasıl bildin, senin 6. hissin ne kuvvetli kızım' diye, yetmedi gitti yan odalardaki hocalara anlattı güldüler. sunumda o adı nasıl tahmin ettiğimi anlatıcakmışım :) böyle de bir tez olmuş işte.

bunların haricinde metin2 oynamayı da bırakmadım, insan sınavların ortasında daha çok oynamak istiyor. mesela bir de, insan sınav haftasında daha çok geziyor. evde duramadım bir, kalktım tiyatroya gittim. geçen gün avcılar barış manço kültür merkezinde turgut özakman'ın yazdığı ocak oyunu oynandı, beğendim, epey ağladım. o gün de garip bir gündü zaten. üzerimde bir hüzün bir korku var. işin kötü yanı, giderek de artıyor.

geçen gün mesela, mezuniyet töreni için toplantı yapıldı okulda. hoca gayet esprili bir insan, anlatıyor törenden önce törenden sonra neler yapılcak falan. o an 'sonra sizi çağıracaklar, iştee matematik mühendisleri' dedi. herkes gülüyor, benim gözler dolu dolu. buraya yazarken bile doluyor gözlerim, te allam. ne vardı sanki bu kadar duygusal olacak, sonra törenlerde ağlıycam makyajım akıcak :)

böyle bir hayat işte.

senden bahsetmediğim için yakınan 11, bu blogu senin için açtığımı bilseydin ne tepki verecektin? temelinde senin olduğunu söyleseydim. inanmıycaktın tabi ki. senin inanmanı sağlamak öyle zor ki. yine de tut elimi, bir sen zaptedebiliyorsun beni. en çok sen üzüyorsun ama en çok sen mutlu ediyorsun. en çok sen sinirlendiriyorsun ama en çok sen sakinleştiriyorsun. en çok sen korkutuyorsun ama en çok sen huzur veriyorsun. çünkü aşığım. çünkü ben 'aşk diye bir şey yok' diye bağrınırken, sen geldin tabiri caizse gözüme soktun. çünkü ben 'kimseye asla güven olmaz' derken, sen geldin 'sırtını bana yasla' dedin. hani yanlış bilen birine doğruyu öğretmek, hiçbir şey bilmeyen birine öğretmekten daha zordur ya, sen zoru başardın. içimi ısıttın. biliyorum biz yine en çok birbirimizi hırpalamaya devam edicez ama, en çok da birbirimize güç vermeyi bırakmayalım. ben hep burdayım, ben hep senin yanındayım. inan bana, bir kere inan, ben kimseye senin kadar yakın olmadım.

http://fizy.com/#s/1awcqw

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

:)