18 Haziran 2011 Cumartesi


http://fizy.com/#s/1aj7od

ve bitti.

istanbul'da yaşanan kooskoca 5 senenin sonuna geldik. sevgilimden ayrılmış gibi hüzünlüyüm desem abartmış olmam. neler neler yaşandı bu şehirde. hiç bitmeyecek, hiç ayrılmayacağız sandım. en kötü günümde benimle ağladı, en mutlu günümde coştuk omuz omuza. beraber yürüdük biz bu yollarda :) herşeyin bir sonu olmak zorunda mıydı?

perşembe günü mezuniyet töreni yaptık. biz gözlerimiz dolu dolu dolaşırken istanbul dayanamadı, ağladı. saçlarımız biraz öldü, biraz da ıslandığımız için başımız ağırdı ama olsun. duygulanmak nedir bilirim ben, istanbul'a kızmam bu yüzden.

ya aslında şöyle ki, tam mezun oldum sayılmaz :D tüm derslerimi verdim, hatta son dönem 3,91 ortalamayla kendimi de şaşırttım, ne olmuş bana bilemedim. insanın bir yerlerinin tutuşması gerekiyormuş başarılı olabilmek için, en azından benim öyle. bu, genel ortalamamı birazcık daha yükseltirse pek bir memnun olacağım :) neyse ne diyordum, daha benim son stajım var. temmuz'da arçelik'te son stajımı da yaptıktan sonra, eylül gibi mezun oluyorum inş. az kaldı, çok az.

dün de taşındık blogcan. okul biter bitmez hemen de ayırdılar bizi. valla öğrenci evi deyip geçme, kamyona zor sığdırdık onca şeyi. sonunda bu telaşe de bitti işte. birimiz, mezuniyette düğün davetiyesini dağıttı ve yeni bir hayata başladı. diğerimiz, iş buldu ve yeni bir hayata başladı. ben de işte çocuk gibi kalktım liseli hayatıma geri döndüm. 5 senelik bir devre arasından sonra, sahalar, memleket, anne evi, kardeş kavgaları beni kucakladı. en azından odamı ayırsalardı, insanın özgürlüğü bir anda böylesine kısıtlanmamalı. ne yapacağız peki blogcan? staj bitse de, istanbul'da iş bulup eve çıksam :/

netice olarak, o eski hayat çok fazla özlenecek, öyle böyle değil yani. özlenecek özlenecek, daha nasıl özlenir ya diyeceğiz, yine özlenecek.

bekle bizi istanbul..

8 Haziran 2011 Çarşamba

11

'haziran' dedin mi akla gelen ilk şey final haftasıdır benim nezdimde. kabus dolu günler, son çırpınışlar, sıçtın mavileri falan.. ben bu sene pek görmedim o maviyi. son sınıf en rahat senem oldu. acaba uzatmamak için ciddiye almamdan mıdır bilmiyorum ama, ne olduysa iyi oldu işte. en başında olaydı daha da iyiydi tabi.

dün son sınavlarıma girdim. galiba ki mezun oluyorum. öyle ki lisans hayatımı 5 katlı integralle sonlandırıyorum :) hoca üşenmemiş onca integral işareti çizmeye, çizmiş de çizmiş. şanına yakışır bir sınav hazırlamış. onca heyecanlandım son diye, neyseki iyi geçti.

aslında en yoğun haftalarımdan birini yaşadım. hatta en yoğun 2 haftalarımdan birini yaşıyorum diyim, daha bitti sayılmaz, cuma tez sunumum var. tez dedim de, hazırladım bitirdim verdim. hatta o gün enteresan bir gündü. ilk önce kantinden birşeyler alıyım dedim, gittim, kantinci abi 'buyrun hocam' dedi. afalladım kaldım, gayet de minik birşeyim oysaki :) dedim gözde okula daha çok uğramalıydın. neyse sonra tezimi ciltlettim, 1 değil 2 değil 4 tez çıkarttım. (okul saolsun tüm masrafları bize yüklüyor, bana bir yararın olsun be okul) sonra gittim tez danışmanımın yanına imzalattırmaya. hoca aldı sordu 'ne yaptın' diye. dedim 'hocam çakma usis gibi birşey yaptım, sizin de resminiz var' falan diye anlatmaya başladım. o an açtım bir sayfayı göstermek için. o sayfada da hocanın iletişim bilgilerinin yer aldığı, tabi benim programı hazırlarken sallama bilgilerle doldurduğum bir ekran vardı. eşinin adını hakan diye sallamıştım mesela. sonra sen tut :D hoca bir şaşırdı bir şaşırdı. 'sen benim eşimin adını nasıl bildin, senin 6. hissin ne kuvvetli kızım' diye, yetmedi gitti yan odalardaki hocalara anlattı güldüler. sunumda o adı nasıl tahmin ettiğimi anlatıcakmışım :) böyle de bir tez olmuş işte.

bunların haricinde metin2 oynamayı da bırakmadım, insan sınavların ortasında daha çok oynamak istiyor. mesela bir de, insan sınav haftasında daha çok geziyor. evde duramadım bir, kalktım tiyatroya gittim. geçen gün avcılar barış manço kültür merkezinde turgut özakman'ın yazdığı ocak oyunu oynandı, beğendim, epey ağladım. o gün de garip bir gündü zaten. üzerimde bir hüzün bir korku var. işin kötü yanı, giderek de artıyor.

geçen gün mesela, mezuniyet töreni için toplantı yapıldı okulda. hoca gayet esprili bir insan, anlatıyor törenden önce törenden sonra neler yapılcak falan. o an 'sonra sizi çağıracaklar, iştee matematik mühendisleri' dedi. herkes gülüyor, benim gözler dolu dolu. buraya yazarken bile doluyor gözlerim, te allam. ne vardı sanki bu kadar duygusal olacak, sonra törenlerde ağlıycam makyajım akıcak :)

böyle bir hayat işte.

senden bahsetmediğim için yakınan 11, bu blogu senin için açtığımı bilseydin ne tepki verecektin? temelinde senin olduğunu söyleseydim. inanmıycaktın tabi ki. senin inanmanı sağlamak öyle zor ki. yine de tut elimi, bir sen zaptedebiliyorsun beni. en çok sen üzüyorsun ama en çok sen mutlu ediyorsun. en çok sen sinirlendiriyorsun ama en çok sen sakinleştiriyorsun. en çok sen korkutuyorsun ama en çok sen huzur veriyorsun. çünkü aşığım. çünkü ben 'aşk diye bir şey yok' diye bağrınırken, sen geldin tabiri caizse gözüme soktun. çünkü ben 'kimseye asla güven olmaz' derken, sen geldin 'sırtını bana yasla' dedin. hani yanlış bilen birine doğruyu öğretmek, hiçbir şey bilmeyen birine öğretmekten daha zordur ya, sen zoru başardın. içimi ısıttın. biliyorum biz yine en çok birbirimizi hırpalamaya devam edicez ama, en çok da birbirimize güç vermeyi bırakmayalım. ben hep burdayım, ben hep senin yanındayım. inan bana, bir kere inan, ben kimseye senin kadar yakın olmadım.

http://fizy.com/#s/1awcqw