30 Mayıs 2011 Pazartesi

gökten 1 tez düşse..

günlerdir çılgınlar gibi metin 2 oynuyorum. yarın finallerim başlıyor, en geç cuma günü tezimi teslim etmem gerekiyor, özetidir abstractıdır önsözüdür zartıdır zurtudur hala duruyor, ama ben, ama bu koca kafalı gözde, hala kendini kaybetmiş şekilde metin 2 oynuyorum. öyle böyle değil, boynum tutuldu oynarken ama hala, yok level atlıyım, yok hadi 21-22-23, şunu da öldüriyim, şurayı da yakıyım yıkıyım derken bi bakıyorum akşam olmuş, boynum iyice yamulmuş. şuan buraya bakarken bile gözümün önünden aç beyaz kaplanlar, beyaz yeminli generaller falan geçiyor, nedense tırıs tırıs bir halde yazıyorum bu yazıyı. ondan dolayı ötürüdür ki te allam diyorum kendime, başka da bişi diyemiyorum.

bi de şunu da eklemeliyim tabi, bu oyuna sarmamda bana çok büyük yardımlar gösteren sevgili sevgilime teşekkürü bir borç bilirim. ben oyunumu oynarken abstractımı da o yazar artık. mukadderat.

neyse gökten tez düşeceği falan yok, o ancak masallarda olur. iş başa düştü, son olarak şunu da ekleyip gidiyorum:

burası sörvarvir beyler, burası sörvarvir !

25 Mayıs 2011 Çarşamba

sakarlık abidesi

saçmalamak üzereyim, kemerlerinizi takınız ve hazır olunuz lütfen.




belki de pembe panteri çok sevdiğim için bu kadar sakarımdır. olamaz mı yani hı? bi reyon devirdik diye bu kadar da üstüne gelinmez ki insanın ama aa. alt üstü reyon yani. alt üstü koca reyon üstümüze düşüverdi yani. ne var ki bunda? hani reyon derken de yanlış kullandım, alt üstü böyle tavana kadar üstüste gayet muntazam şekilde dizilmiş rafları devirdim, nolmuş ki? bi kere orda bi matematik hatası vardı, öyle hesap öyle açı olmaz efendim, olmaz yani. olmamış işte gördünüz. suç benim mi şimdi, herşeyi kurcalamadan duramıyorsam ben miyim günah keçisi? hiç geometrik hisleriniz de mi yok efendim, o pazar arabası hiç oraya dayanır mı? böyle pembe pembe, süslü püslü bi pazar arabasının görevi, koca koca raflar düzeneğini tutmak olabilir mi? hiç mi düşünmediniz, masum bi kız gelir de, o güzelliğe aldanır da, daha da keşfetmek ister o arabayı da, orasına burasına dokunur da, hiç mi aklınıza gelmedi yani? hiç mi aklınıza gelmedim ben?

yok yok efendim, bu avm'ler çok bozdu, bayağı bozdu yani, öyle böyle değil. inanılmaz bozdu. çok fazla bozdu yani. o kadar bozdu o kadar bozdu ki, önünü alamadık yani, öyle bozdu. bozdu, bozdu, bozdu, bi yerden sonra bozmaz diye bekledik, daha da bozdu. artık bozmasın dedik, iyice bozdu. artık inanamadık, bozdu bozdu gitti yani.

o değil de, dün tnk çok güzeldi. en güzel şarkılarını kaçırmış olsam da, tam 8de çıkıp 8.45'te sahneden inmiş olsalar da, o kadarcık zaman yetmese de, doyamamış olsam da, çok çok çok güzeldi. yine olsa yine giderim. yine olsa yine şarkılarını bağrış çağrış söylerim. önümdeki çocuk yine ters ters baksa da söylerim yani. nolmuş sanki efendim, benim de sesim güzel aslında. benim de var öyle yeteneklerim aslında. keşfedilmemişsem suç benim mi yani? neyse, ne dioduk? öyle işte, çok güzellerdi. 3., 4., 5., 15. kez gidebilirim konserlerine, 2 yetmedi.

hadi o zaman bi 'söyle ruhum' diyelim. http://fizy.com/#s/1lrngg

düşmemek için hiç atladın mı söyle.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

insan duymadan nasıl yaşayabilir ki? hiç müzik dinleyemeden, melodileri hissedemeden, telefonda konuşamadan, yağmurun nasıl şakır şakır yağdığını anlayamadan, kedi miyavlamasından habersiz.. en çok üzüldüğüm nokta da annenin insana huzur veren o yumuşak sesinden bihaber. annesinden ninni bile dinleyememiş olan öyle çok insan var ki, Türkiye'de 3 milyon kişiymiş mesela. oysa bebekler anne sıcaklığında ve 9 ay boyunca dinledikleri o tanıdık anne sesini duyunca güvende hissederler kendilerini. o sesten yoksun yaşamış, korkmuş çok kardeşimiz var aslında. belki de bu yüzden kalpleri bu kadar temiz.

geçen hafta çarşamba günü, bilgi üniversitesi bilgi birikim kulübü'nün projelerinden biri olan işaret dili başlangıç eğitim semineri'ne katıldım. kulüp olarak gerçekten başarılı projelerde bulunmuşlar, doğu köylerine kitaplar götürerek öğrencilerin hayallerine ışık olmuşlar. bu projeyle de benim hayallerimden birine bu kadar yaklaşmama vesile oldukları için, içim ısındı kendilerine :) gelelim seminere..

pinhani'nin 'yitirmeden' şarkısına çektiği güzel klip ve şu sözle başladı seminer : Acaba engelli olan onlar mı, yoksa biz miyiz? onlar mı bizi duyamadıkları için engelli, yoksa biz mi onlarla iletişim kuramadığımız için engelliyiz? engeli kendimizde gördük ve engelleri aşmaya karar verdik.

güzel bir başlangıçtı, beynime kazındı. içimdeki zaten var olan işaret dili sevdasını ve öğrenme isteğini tetikledi. sırf bu başlangıç için bile 'iyi ki o seminere gittim' diyebilirim.

sonrasında o güzel insanlardan bahsedildi, işaretler havada uçuştu. çok da eğlenceli bir seminer oldu :) o günden sonra her önüme gelene işaretleri gösterir oldum. siz de görebilseydiniz iyiydi, durduramazdınız beni. birini anlatıyım, en güzel işaret 'aile' işaretiydi. bileklerimizi birleştiriyoruz, avuçlar birbirine bakıyor, parmaklarımızı büküyoruz ve kalp şeklini veriyoruz. işte aile..

bir de bir kitap önerildi, ben de buraya yazıyım. bir anne duymayan çocuğu için tuttuğu günlüğü kitaba dönüştürmüş, 'bana duymayı anlat' ismini vermiş. hoca bir iki bişi okudu içinden, gözlerim yaşardı. çocuğunun kuş seslerini bile duyamadığını görmek, bir anne için ne kadar zor. elinden gelse kulağını söker yavrusuna verir, anne bu. o duygularıyla, o yüreğinden süzülen sözleriyle yazmış, nasıl yaşarmasın ki gözler?

onlara elimizden geldiğince yardımda bulunalım canlar. onlarla iletişim kuralım. en azından diziler falan alt yazılı olsa, izleyebilseler, ne kadar da mutlu olurlardı dimi? çok sınırlı kelimelerle, cümlelerle iletişim kurabiliyorlar. bu onların seçimi değildi oysa.. ki bir gün bizim de seçimimiz olmayabilir. onları da aramıza alıp dünyalarını genişletelim. ne bilim yapalım bişiler..

öyle işte, uykum geldi galiba sonunda. biraz geç kaldı bugün. yarın da bissürü iş var. şenlik var, teneke var, duman var :) tnk'yi çok severim ben. hadi dinleyelim, http://fizy.com/#s/1lrngi.

iyi uykular.

Pinhani - Yitirmeden / original klip 2011



17 Mayıs 2011 Salı

Mucize

düne oranla çok daha iyiyim. içim kıpır kıpır oldu bir anda, yine umut doldum. karşıdaki evlere uzun uzun dalmak yerine, fark ettim ki yukarıda bir gökyüzü varmış. Meğer deniz manzarasını aratmayan bir maviliğe sahipmiş gökyüzü, ben de bakarken göremeyen gözlere sahipmişim. bugün gördüm, her şey çok güzel olacak.

bunda belki de hayallerimden birini gerçekleştirecek olmamın payı büyüktür. yarın bir seminer var, işaret diliyle ilgili. Sertifikalı bir seminer. biraz geç duydum böyle bir seminer olacağını, kontenjan da sınırlı olduğu için korktum. ama az özce maillerimi kontrol ederken baktım mail gelmiş. çok heyecanlandım, açtım hemen okudum. olumlu cevap vermişler, kontenjan dolmadan yetişmişim. gerçekten çok sevindim. her zaman istemişimdir bu dili öğrenmeyi. hani insanın hayalleri olur ya, ölmeden önce yapmak istedikleri olur, amaçları olur. öyle bir istekti içimden gelen. şimdi mucizem oldu. çok eğlenceli bir seminer olacağına adım gibi eminim. o insanlarla iletişim kurabileceğim için çok heyecanlıyım. yeni bir lisan yeni bir insan demek ya hani, yeni bir gözde doğacak yarın, kan akışımı hızlandıran neden bu.


sırada motosiklet alacağım güne kavuşmak var. benim gibi minik, kırmızı bir Scooter'a isim koyduğum güne kavuşmak.

öncesinde mezun olmalıyım tabi ben, bunun için de tez yazmalıyım. ama onu da bitirdim sayılır. sadece giriş, sonuç, özet kısımları falan kaldı, küçük küçük rötuşlar yani. haftaya hem bahar şenliklerine gider, hem tezimi bitiririm.

içime de dışıma da bahar gelmiş meğersem. darısı insanlığın başına..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

yine birilerine ihtiyaç duyduğum bir dönemdeyim. konuşmak istiyorum, anlatmak istiyorum, saçmalamak istiyorum ama kimseyi bulamıyorum. bundan yakınmamalıyım biliyorum, çoğu insandan kendim uzaklaştım, bunu kendim seçtim kısmen. yani uzaklaşmak istediğimi ittim, yakınlaşmak istediğim beni itti. sonunda böyle sap gibi kaldım. pencereden uzaktaki evlere dalıp dalıp blogla dertleşir oldum. en azından güzel bir manzaraya dalsaydım, bi deniz bi bişi. gel gör ki, sahile gidebileceğim bi arkadaşım bile yok.

çok bunalıyorum. içimde fırtınalar koptukça kopuyor. onlar koptukça ben bunalıyorum. içimin sesinden sıkıldım artık, başım ağırdı. o sussa, başka biri konuşsa. anlatsa anlatsa.. dinlesem, garipsesem, gülsem. havalar ısındığı için mi böyle oldum bilmiyorum. birine ihtiyacım var ama o biri yok.

gelecek kaygısı, bugün kaygısı, dün kaygısı.. bitmesi gereken tez, yazılması gereken kodlar, girilmesi gereken sınavlar, bulunması gereken işler.. bir gün gerçekten huzura erebilir miyim bilmiyorum. sonuçta biri biticek, biri başlıycak. hep bi telaş, hep bi endişe.. bundan mıdır sinir dengemin alt üstlüğü? bundan mıdır insanların beynini bik bik yiyesimin gelmesi?

ya da sinirlerimi bozan şey, 'en sevdiğim kuzenim' dediğim insanın, afedersiniz ama, kancıklığı mı? o da bambaşka bir konu. önceden olsa fevri bir şekilde tepkimi koyardım. ama şimdi öyle değil. o insanın yüzüne bakmak zorundayım. evet 'o insan' diyorum. çünkü artık 'o insan'. ama utanacağım hiçbir şey yok, yüzüme bakarken utanacak olan o. ben onun moralini düzeltmek için yanında olmaya çalışırken, beyninden geçirdiği o düşüncelerden utanacak olan o. aramızdakileri yıprattığı için utanacak olan o. hala rüyalarımda ona sarılıp ağladığımı görüyorum ama geçicek. beni çok kırdı, bu sefer gerçekten çok kırdı.

öyle işte blog. kızgınım, sinirliyim, öfkeliyim, bıkkınım, mutsuzum. herkese sataşasım, bağırasım çağırasım geliyor. artık iyi niyetli davranmak istemiyorum, iyilikten soğudum.

oysa öyle boş ki herşey. biliyorum. bu kadar karamsarca konuşmayı kimseye yakıştıramıyorum, kendime de. çünkü gün gelince alelacele gidicez zaten, öyle acele olucak ki hatta, birkaç saniye sürecek sadece. onlarca sene aldığın nefesi alamıycaksın sonra birdaha. daha geçen gün gözlerimle gördüm. Ali amcam, kalp krizinden gidiverdi. birkaç saniyecik sadece.. birkaç saniyecik.. sonra bitiyor işte. garip. bedeni ordaydı ama kendisi yoktu. dokundum, soğukluğunu hissettim, ama o benim sıcaklığımı hissetmedi. sarssam uyanıcak gibiydi ama birdaha uyanmadı. garip.

savaşıp duruyoruz ya birbirimizle, gerçekten çok iyi halt ediyoruz. tebrik ediyorum hepimizi.