27 Aralık 2010 Pazartesi

başlık fakiri..

bazen insanlara çok kızarım.. hani face'de, orda burda, iç karartıcı şeyler yazarlar ya hep.. aşk acısını bir tek onlar çekiyorlarmış gibi; sevdikleri insanlar çekip gidince sanki havaları, suları, aldıkları nefesleri gitmiş gibi; ölmüşler, mahvolmuşlar, erimişler, bitmişler gibi; yazarlar da yazarlar, boğarlar ya insanları hani.. (ya da bana insanlar boğuluyormuş gibi gelir, bilemedim) benim işte öyle anlarda, böyle tutup o insanları, sarsasım, 'kendine gel' diyesim geliyor.. kendine gel kardeşim, arkadaşım, dostum.. kendine gel.. aç gözünü çevrene bi bak.. insanlara bak.. bize bak.. hangimiz mutluyuz ki gerçekten? hangimiz bulduk ki gerçek aşkı, sevgiyi? hangimiz güvenebildik ki bi insana? hangimiz sırtımızı yaslayabildik ki içimizdeki şüphelerden kurtulup? bu sadece senin başına gelmiyor, gerçekle yüzleşen tek kişi sen değilsin.. bu, senin de, benim de, ikimize acı çektiren insanların da, onları bu tür insanlar haline sokan şahısların da, en güzelinin de, en çirkininin de, en zengininin de, en fakirinin de, en aptalının da, en zekisinin de başına geldi, gelecek.. bundan kaçış yok.. bu ilk değil, son da olmayacak..

ama herşeye rağmen, insan dimdik ayakta durmak zorunda.. güçlü olmak zorunda, yıkılmaz görünmek zorunda, öyle olmasa da öyle olmak zorunda işte ! çünkü, emin ol, senden benden çok daha kötü durumlarda olan insanlar var.. kötünün de kötüsü var.. yetinmeyi bilmeliyiz..

mesela benim eskilerden bi arkadaşım var.. adını vermiyim.. kız hasta.. bayılma nöbetleri geçiriyor.. o nöbetler yüzünden okuyamadı.. okumayı geç, istese çarşıya bile tek başına gidemez.. tedavi edilemedi, hergün evinde hapis hayatı yaşıyor, sadece günlerini geçiriyor, hiçbir hayaline kavuşamıyor.. ama herşeye rağmen hepimizden öyle güçlü bir insan ki, insanın takdir edesi geliyor.. insanın kendi üzüntüsünden utanası geliyor.. Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermez, güçlü olalım dostlar..

mesela ben; istanbul'da okuyorum, başarılı bi hayatım var, zekam var, evim var, odam var, odamda pencerem var, yatağım var, yastığım - yorganım var, dolabım var, elbiselerim var, ayakkabılarım var, çantalarım var, laptopum var, telefonum var, gitarım var, mızıkam var, ailem var, beni zırt pırt arayan bi annem var, çok iyi anlaştığım 2 ev arkadaşım var, dostlarım var, sağlıklı bir vücudum var, var da var.. hayır yani, hala hangi yüzle üzülebiliceksin ki? insan sahip olduklarını sayarken yoruluyor :) istediğim halde sahip olamadığım tek varlık; aşk.. varlık mı? aşk var mıydı ki?

neyse, ahkam keser gibi verdiğim 'güçlü olun' nasihatlerimden sonra, şöyle bi durum var ki.. insanın bazen kendi kurallarını yıkmak istediği anlar geliyor.. kural mural görmüyor gözü.. :D içinden bi ses 'hep güçlü dur, güçlü dur nereye kadar?' diyor, kendine sövüyor, 'sen de insansın, biraz da sen karart insanlığın içini' diyor :D bunu isteyerek yapmıyorum ama, mesela şuan isteyerek yapmayacağım :)

içimden çılgınlar gibi bağırmak, çığlık atmak geliyor.. ne demiş Orhan Veli:

"Şeytan diyor 'Aç pencereyi; bağır bağır bağır sabaha kadar..' "

aynen işte bu durum.. bağırsam dursam.. biliyorum hiçkimsenin hiçbir işine yaramayacak, olan benim ses tellerime olacak, ama 'artık' yeter, 'artık' dur, 'artık' bit, 'artık' git.. senin sevgiye hiçbir saygın yok, kalmamış, bitirmişler.. benimkini geçtim, kendi sevgine saygın yok.. gerçi artık 'kedili kız'ları seversin, bensiz hayatında onlara saygılı, sevgili davranırsın. tmm olduğ o zamağn, yeter bu kadar karartmak..

son olarak; http://fizy.com/#s/1tgtne, elvan günaydın'a hayatında başarılar diliyoruz, memleketimden bi başarılı insanın daha çıkması güzel bişi.. ayrıca, klipte ona o bakışı attıran insanı ben de özledim ama kendisi malesef çevrimdışı.. onsuz yaşamaya alışmak zorundayız..

sağlıcakla kalın..

26 Aralık 2010 Pazar

bişiler bişiler..


yapmam gereken bi proje var, son 2 haftam ve gözde herzamanki gibi son güne bıraktı herşeyi.. ama hala kaçıyorum, hala 'amaaan yarın yaparım' diyorum, hiç içimden gelmiyor, daha vizeler yeni bitti, aman yaparım bi ara işte, dimi ki..

http://fizy.com/#s/1ai1df, hadi hem bunu dinleyelim, hem yazalım..

sorma blogcağız, neler geldi başımıza.. geçen gün, perşembe günü, kızlarla sınava girdik çıktık, ordan bi iki yere uğrayıp eve geldik.. gayet neşem yerindeydi, sınav kötü geçmiş olsa bile kim takardı sınavı.. neyse eve geldik, yemek yiyoruz, içime bi sıkıntı geldi, geldi tam şurama oturdu :) kızlar beni pek asık suratımla görmedikleri için şaşırdılar, 'niye moralin bozuk' diyorlar, 'bilmiyorum' diyorum, 'ben de anlamadım' diyorum.. en sonunda 'annemle konuşıyım, birine bişi mi oldu acaba' dedim, annemle konuştum.. ama benim annem bana söyler mi?! çünkü benim ertesi gün sınavım var, kötü geçer dimi!

meğersem benim yarım akıllı kedim, oğlum, tosunum, Gölge'm, sen git balkondan düş.. ayakları incinsin kanasın, burnu yarılsın, sonra sokaklar yabancı olduğu için korksun bi de, o hallerde bi yerlere sığınmaya çalışsın.. annem kaç saat sonra farketsin de bulsun çocukcağızı dışarlarda.. sonra bi de gelsin idrarını kanlı yapsın.. Allah korusun çok ciddi şeyler olabilirdi..

ertesi gün ben eve gittim, baktım kedide bi tuhaflık var, o an söylediler, Allah'ım nasıl da içim acıdı.. o benim minik kardeşim.. o benim neşem, mutluluğum.. sonra baktık, yine idrarı kanlı, 'kalkın bu böyle olmaz' dedim, gittik veterinere.. ilk 3 saat önemliymiş iç kanama için, tehlike kalmamış :) tosuncan nasıl da korkutuyor insanı.. ama yine de akıllanmak bilmiyor, gelip yine balkon tepelerine çıkmak nasıl bi cesarettir ya.. kime çekti bu kedi bilmem :/

böyle şeyler işte.. yaşama telaşı falan..

dün son kuzenime de nişan yaptık.. artık fenalıklar, sıkıntılar geldi.. 3 ayda 3 kuzeni evlendirmek neymiş ya, tövbe bidaha :/ neyse benimkine kadar epey bi dinlenecekler zaten, don't panic :D

yine de herkesler, hepsileri, hepi topu mutlu olsun tamam mı..

o da mutlu olsun..

And in my heart it will never be spring..

22 Aralık 2010 Çarşamba

The Last Song I'm Wasting On You..

Sparkling grey
Am I the only way?

Any more than a whisper
Any sudden movement of my heart..
And I know, I know I'll have to watch them pass away..

Just get through this day..

Give up your way, you could be anything,
Give up my way,
And lose myself,
Not today..
That's too much guilt to pay..

Sickened in the sun
You dare tell me you love me..
But you held me down and screamed you wanted me to die,
Honey you know, you know I'd never hurt you that way,
You're just so pretty in your pain..

Give up my way and I could be anything
I'll make my own way
Without your senseless hate.. hate.. hate.. hate !

So run, run, run
And hate me, if it feels good,
I can't hear your screams anymore..

You lied to me
But I'm older now
And I'm not buying baby..

Demanding my response
Don't bother breaking the door down,
I found my way out..

And you'll never hurt me again..

http://fizy.com/#s/1lvv8e

bağnaz bile oldum ben !

8 Aralık 2010 Çarşamba

http://fizy.com/s/16t4uq

"I fear my heart and fear my soul
Life goes on, it surely will
Without me and I wonder
Will I ever see light again?
Will I ever see light again?

Life goes on..

I don't want to hold you
I don't want to see you
A tear of joy turned into grey
And I can't stand it anymore.."

1 Aralık 2010 Çarşamba

07.07.2010

"bu sabah yalnız uyandım..

sensiz olmaz sensiz olmaz.. diye devam etmiycem merak etme.. :D

neyse konumuza dönelim.. uyandım, gözümü açtım.. önce bütün gece kulağımın dibinde vızıldayıp duran ve beni türlü türlü taciz eden sivrisineğe sövdüm.. "heyy" dedim, "hoooww" dedim, "ağzını burnunu kırarım" dedim, hayvancağız da korktu, "tamam abla bidaha olmaz" dedi.. benden bi aferin kaptı.. bunu kapmak öyle her yiğidin harcı değildir, artık 'lafım ona' mı lafım kime bilemedim.

sonra bi an aklıma geldi.. evde yalnızdım, benden başka kimse yoktu.. onlar yazlıklarında deniz, kum ve güneş üçlüsüyle bir güzel tatil yaparken ben ev ve staj arasında çürüyüp gidiyordum.. ne olurdu sanki ramis beyi arayıp da benim için izin alsalardı.. kedilerini bile götürmeyi biliyorlardı.. derken o an değersizliğim yüzüme tokat gibi çarptı.. ve babannemin sözleri bir kez daha kulağımda çınladı.. "artık onlar yeni kızlarını buldu, kardeşinin sevgilisini alıp tatile gittiler, seni de bıraktılar böyle, eşşek herifin damatları.." kızmamam gerekiyordu, belli ki babannem beni dolduruşa getiriyordu, o an dışımdan ne kadar kızgın olduğumu göstermedim ama içim içimi yedi.. ve bu sabah kalktığımda hâlâ yemeye devam ediyordu.. bizim çekirdek ailemizde herşey oğullarının istediği gibi oluyordu, ama ben iyi bir abla ve kız evlat olarak bunu başlarına kakmamalıydım.. nitekim de öyle yaptım.. hatta eğlenceleri bozulmasın, beni merak etmesinler die evde yalnız kalmaktan korktuğum halde tam tersini söyledim.. "iyiyim ben böyle anne, korkmuyorum anne, koca kız oldum korkulur mu hiç anne, ben istanbullarda tek başıma yaşıyorum anne.." ama korkuyordum işte.. en çok da karanlıktan.. tamam tüm ışıkları yakıp uyuyordum, ama ya elektrikler giderse die içimden bir dünya senaryo yazıyordum.. bu senaryolarla çok haşır neşir olmam üzerine gece sabaha kadar elektriğin gitmesi konulu kabuslarla uğraştım.. gerçi pek kabus sayılmazlardı, annem her seferinde gelip beni karanlığın içinden çıkarıyordu.. ah canım annem, ne de severim.. diye düşünürken aklıma bazı mert'ler geldi.. onlar da güzelim didim sahillerinde tatildeydiler dimi.. üstelik iki başlarına şarap da içiyorlardı.. "sen de mi brütüs" diyerek iç çektim ve brütüs'ü de yad ettim..

aklımdan bunlar geçerken bi an kendime geldim, yatakta biraz daha oyalanırsam servisi kaçırabilirdim ve sonunda kalktım. lavaboya yöneldim, aklımda soru işaretleri vardı, tuvaletimi kaç saat tuttuğuma dair.. hızlı hareketlerle klozete oturdum.. içimdekileri azad ederken halsiz, yorgun, bıkkın ve sıkkın gözlerle etrafıma bakıyordum.. o an dışardan bir horozun sesi geldi.. horoz.. horozlar.. erkekler.. beynimde belki çok saçma belki çok mantıklı düşünceler dönmeye başladı.. "insan türünde de erkekler böyledir" dedim.. "hepsinin ötüşleri ve sesleri aynıdır."

ve hazırlanmaya devam ettim.. 7.22de evden çıktım, babanneme "günaydın" dedim.. "hayırlı işler kızım" dedi ve hızlı hızlı daha anlayamadığım bir ton cümle daha söyledi.. "hıı evet babanne, dünyadaki en haklı insansın" dedim.. yoluma devam ettim.. gözüm garaja takıldı, iki kamyon da yerinde duruyordu, amcamlar daha işe gitmemişlerdi.. kahretsin ki koca binadan işe ilk giden insan bendim.. ve devam ettim.. bakkala yaklaşırken dedemin de önümde bakkala doğru yürüdüğünü gördüm.. içimden "işte bu" diye sevinç çığlıkları attım ve iki saniye sırıttım.. sonra hızlı adımlarla dedeme yetiştim ve hemen ardından bakkala girdim.. "oo dede ne tesadüf, sen de mi burdaydın, ben de öyle çikolata falan alacaktım" dedim.. beni sabahın köründe işe giderken gören dedem duygulandı ve "sen al ben öderim" dedi.. işte bu, işte sevinç gösterileri, işte timsah yürüyüşü.. yapmak isterdim tabi ama o an dedemin karşısında ciddi durmam gerekiyordu.. "saol dede" dedim, çikolatamı kaptım ve işe geldim.

bu maili ofiste yazıorum.. yazarken bu ofisteki en güzel zamanımı geçirdim, çünkü kendimi kaybettim.. dedemin aldığı çikolata da yanında iyi gitti.. neyse ki beni seven bi dedem var.

bi de bülent hâlâ niye gelmedi, merak ediyorum.. ama çocuk gelmemekte haklı.. çünkü burda çok gereksiziz..

yazımın sonuna geldim.. belki okumazsın bile :) ama yine de iyki yazdım."