22 Kasım 2010 Pazartesi

Görkem is back!

dün gece kardeşimi almaya gittik terminallere.. Ankara'dan döndü.. gerçi fıttırık babam yüzünden erken gidip baya bekledik, hatta sonra çocukcağız mobilde indi, geri döndük tekrar falan ama olsun..

değinmek istediğim bunlar değil zaten, ailemizde geçen hediye muhabbetleri..

misal;

Ümmüş : Hani bana hediye almıştın, hani nerde?
Görkem : Orda işte, bardak aldım..
Ümmüş : Ala ala bi bardak mı aldın?
Görkem : O, normal bi bardak değil..
Ümmüş : Anormal bi bardak mı?
Gözde : Hohöhehahihi
Görkem : Afganistan'dan gelen özel bi bardak o..
Ümmüş : ?!
Gözde : Hohöhehahihi ?!
Ümmüş : Bana ala ala gitmiş 50 kuruşluk bardak almış..
(ve Ümmüş çeker gider..)

Annem eminim haklıdır, o çocuk gidip dandik bi hediye alıp da bizi ahım şahım bişi olduğuna inandırabilir.. hani yapmadığı şey de değil.. Görkem, hep aynı Görkem işte..

bi garip hediyesi daha var tabi, Görkem bu, yetinir mi?

Ümmüş : Bu neymiş böyle? aşk diyor, para diyor..
Görkem : Hani bakıyım hangisi?
Ümmüş : Mutluluk diyor, çikolata mı bunlar böyle, çikolata mı aldın?
Gözde : Hohöhehahihi (ben severim ki çikolatayı..)
Görkem : Yok onlar heykel..
Ümmüş : Hı, ne yapıcam ben bu adam heykellerini?
Görkem : Bi inanca göre gününün nasıl geçmesini istiosan, sabah o adam heykelinin göbeğini okşuosun..
Ümmüş : ?!
Gözde : Höh Hohöhehahihi ?!
(Ümmüş'ün hayalleri yine yıkılır ve yine bi hışımla çeker gider..)

tarzı bi konuşma da geçmedi değil.. kardeşim neden Afganistan'lardan ya da başka garip inançlardan hediyeler getirdi acaba.. çikolata olaydı iyiydi oysa.. hı tabi sonra gidip aşk heykelini kapıp adamın göbeğini çılgınlar gibi okşadığımı söylemiyorum hiç burda.. bunu da yaptım yani, itiraf ediyim..

ailemle olan son gecem de bu şekildeydi işte.. (son gecem dediğime bakmayın, haftaya yine gelirim ben buralara) bi de aldım Gölge'mi, beraber de uyuduk, gerçi sabaha doğru beni terkedip gitmiş yine Ümmüşlerin yanına, ama olsun, olsun işte..

artık Gözde bir İstanbul yolcusu..

19 Kasım 2010 Cuma

bu da bizim bayramla vedalaşmamız..

her ne olumsuzluğu olursa olsun, insanın ailesinin yanında olması kesinlikle güzel bişi.. evde bir annenin, bir babanın olması.. onlara güvenip de tembelliğe vuran, oyun için çıldıran kedinin peşinde koşturan, fırsat bulduğunda ders çalışmaya çalışan (Gölge pek izin vermese de) bir Gözde'nin olması.. her bayram Ankara'lara sevgilisinin yanına gidip de anne ve babayla kafa dinlemeye olanak veren bir kardeşin olması.. bayram boyu evde tek çocuk olmanın getirileri.. herşeyin önüme gelmesi, arabanın ön koltuğunda benim oturmam, çikolataları benim bitirmem :) bayram boyu aileyle orayı burayı her bi yerleri gezmek, bissürü muhabbet, bissürü dedikodu, eğlenceli bişiler bişiler işte.. (bu arada teyzemlerin oturduğu bina Aşk-ı Memnu'yu geçmiş a dostlar)

bayram bitimine doğru anneyle babanın teyzeye oturmalara gitmesi, Gözde'nin ders çalışmak için evde kalmak zorunda olması, yine de o notlara yaklaşamayıp gelip buralara yazılar yazması, bunlar da bi o kadar kötü mü ne? ama olsun, annem gitmeden sıcacık ve bol şekerli süt getirdi bana.. bu cümleden sütü çok sevdiğim anlaşabilir, öyle değil oysa.. hatta senelerdir içmemişim sanırım, tadını unutmuşum, bi garipsedim.. ama anne getirince bi başka işte, insan ister istemez mutlu oluyor.. sonra da bi Farid Farjad melodisi açılıyor, kulakların pası siliniyor, bi de buralara bişiler karalamaya başlayınca, güzel ve huzur dolu bir moda giriliyor.. (bkz: Değmeyin keyfime) http://fizy.com/#s/1m0mhw

(tam bu noktada, kulaklıkla dinlediğim müzik biter ve dışarıdan bir şangırtı sesi gelir.. bunu duyan ben, 'ah bu kahrolmayasıca Gölge yine nereleri devirdi?' gibi Fırat'ın annesi tarzında sövgülerle kapıyı açar hole çıkarım.. (bkz: Uykusuz - Fırat) yarım saat dört bi yana 'Gölge oğlum nerdesin?' diye bağırıp tüm evi ararım lakin Gölge'yi bulamam.. kendi içimde 'Acaba annemler Gölge'yi de mi götürdü ki?' gibi sorularla cebelleşirken en sonunda dayanamam teyzemi ararım.. sonrasında, babamın 'Gölge evde değil mi?' sorusuyla irkilen ben daha bi tırsa tırsa, Fırat gibi dolmuş gözlerimle, volümü de artırıp 'Göööüülgee nirdessiiin, aşkım bidenem oğluuüüm nirdesiiin?' diye yırtınırım.. (bkz: Tülaaay nirdesssin, aşkım bidenem Tülaaay!) ama işte yoktur, Gölge'den ne bi iz ne bi çıt yoktur.. en sonunda aklıma kötü kötü fikirler gelir, 'Gölge acaba balkondan mı atlamıştır?' derken, en başta çıktığım odadaki masanın sandalyelerinden birinin üzerinde kıpraşan bişi ilgimi çeker.. uzun lafın kısası, meğersem Gölge üçkağıtçısı başından beri orada uyuyormuş, insan bi gelir 'ben burdayım' der.. ama insan işte.. neyse huzur.. huzuru çal bana sayın Farjad..)

bi de ben bayramdan önce kuduz aşısı vuruldum blog kardeş.. Bu Gölge'nin nalçak kardeşi elimi ısırdı.. kedi kedi diye ölcem sonunda, o olacak hı!

daha neler diyim ben sana, hangi onulmaz yaramı anlatıyım? ben en iyisi gönlümü hiç açmıyım, susıyım.

bayram, cancağızım, seni de beklerim yine oturmaya.

Gözde Atılgan

3 Kasım 2010 Çarşamba

kördüğüm..

öyle çok içimdesin ki.. öyle çok..

günlerimi geçiriyorum.. sabah kalkıyorum, hazırlanıyorum, okula gidiyorum, arkadaşlarla takılıyorum, gırgır şamata yapıyoruz, çok eğleniyoruz gülüyoruz, sonra okuldan geliyorum, yemek yapıyorum, ya da kızlar yapıyor, yiyoruz, dizi izliyoruz, yine gülmece eğlenmece yapıyoruz, bulaşıkları yıkıyoruz, odama geçiyorum, temizlik yapıyorum, internette takılıyorum, kim kimle ne zaman nerede ne yapmış inceliyorum, sana bakmamaya çalışıyorum, sana bakarsam unutmak daha zor olur diye korkuyorum, proje konumu araştırıyorum, kursta yapılanları tekrar ediyorum, sonra vizeler aklıma geliyor, yine son güne bırakıyorum, en geç 12 diyince uyuma vaktim geliyor, ilacımı sürüyorum, odama sokak lambasının ışığı gelsin diye perdemi açıyorum, ışığı kapatıyorum, kapkaranlık olmasa da yine de korkuyorum, tokamı çıkarıyorum yastığımın altına koyuyorum, yatağıma yatıyorum, o an kendimle yüzleşiyorum, pişmanlıklarımı hatırlıyorum, dua ediyorum, telefonuma son kez bakıyorum, uyuyakalıyorum, her gece saçma sapan rüyalar görüyorum, nihayet sabah oluyor uyanıyorum, yeni günü kucaklıyorum..

zamanımı geçiriyorum.. akıp gidiyor.. ama sen kalıyorsun.. ne yapacağımı bilmiyorum.. neler olacağını bilmiyorum.. bildiğim tek şey, artık sana adım atamayacağım.