31 Ekim 2010 Pazar

saçmalanmaz, saç taranır, bunu da bil.


çok da iyi, çok da güzel oldu bence.. sence? (Resim - Fotoğraf karışımından bahsettiydim, elden anca bu geliyor :D)
*
class Gozde
{
public void Naaber()
{
Console.WriteLine("Naber hacı, nabtın?");
}
}
class Program
{
static void Main(string[] args)
{
Gozde halHatirSorma = new Gozde();
halHatirSorma.Naaber();
Console.ReadLine();
}
}

28 Ekim 2010 Perşembe

cimri ve ötesi..

öhöm öhöm, ses bir ki..

saygıdeğer canlarım, 30 ekim'e kadar aylık yüklettirdiniz yüklettirdiniz, yüklettirmediniz 60 tl hepimizin ocağına incir ağacı dikecek.. gözde dediydi dersiniz.. o 5 tl'ye gidip sbarro'dan 2 kişilik pizzanın yarısını yeriz mesela, çok da iyi olur, çok da güzel olur.. emel de sevinirdi, ben de sevinirdim, sibel pizza sevmez zaten :D ama bidahaki ayı düşünmek bile istemiyorum.. cimrilikte gün be gün boyut atlıyorum, para biriktiremeyince sinir stresden yüzümde sivilceler çıkıyor, sonra onları tedavi ettittirmem gerekiyor, para verip yine ilaç alıyorum, böyle bir kısır döngüye giriyorum kendi içimde :D

bu arada 6 kişilik pizzayı 2 kişi nasıl da yediler, çapı 40 cm ya, yürek ister valla..

neyse, esen kalın sevdiceklerim..

(bu yazıda abartı vardır.. olduğ o zamağn..)

17 Ekim 2010 Pazar

yapboz kafalı..

bugün farkettim de, hâlâ eski formumu koruyorum.. bilgiyi kapıp kafamdaki yapbozda yerli yerine oturtmakta ve herbişiyi bir güzel derlemekte hâlâ hızlıyım.. üni.nin beni körelttiğini düşünürdüm, beni yavaşlattığını, yaşlandırdığını.. ama yeteneklerimi elimden alamazsınız mustafa ve çetesi.. ben hâlâ aynı Gözde'yim.

ve hep söylerim.. Allah bize ağız ve yanak kası vermiş.. niye? gülelim diye :D (alakasız bir cümleyle bitirmesem olmazdı)

16 Ekim 2010 Cumartesi

film kılıklı..

adamın biri Omo'yla yıkanmış, maymuna dönüşmüş neden?
çünkü Omo'yla yıkanan her şey ilk günkü haline döner :D

akşam akşam emel'in kobayı oldum, tüm iğrenç esprileri üstümde denedi.. oysa ben 'ha' desen gülerim zaten.. ama Omo iyiydi bak.. Napolyon da iyiydi de, onu buraya yazamam.. :D

zaten bugün kursta da hoca ikimize 'film gibisiniz' dedi.. 'film gibi bi hayat'a meraklı olan ben, bu sözü sevdim.. 24 saat birlikte olduğumuz için bakışarak da anlaşabilioruz artık.. tamam o an biraz uzun bakışmıştık ama olsun :D aşık diiliz.

olduğ o zamağn, hadi balık kraker yiyelim, sonra da onlar içimizde yüzsünler.
ağlamıycam.

13 Ekim 2010 Çarşamba

sinir küpü..

ilk başta şunu söylemeliyim ki, insanlar benim çok zor sinirlendiğimi bilirler.. çok sabırlı bir insanım, sabrımı taşırmak zordur.. hamurumda yok ki sinirlenmek, tebessüm yapışmış kalmış benim suratıma, parabol ağzıma.. öyle ki, şu güne kadar sinirlendiğim anlar, bir elin parmaklarını geçmez.. tabi sinirlenmekten kastım şu, hani insanın eli ayağı titrer, böyle bi boşalır bi bişi olur, hani gözü döner, hiçkimseyi görmez, hani kapıyı çarpıp gitmezse elinden bi kaza çıkacakmış gibi hisseder ya, işte öyle bi sinir bu.. öyle kaybetmesi insanın kendini..

bu konuya nerden geldim tabi.. hemen söyleyeyim efendim, şurdan geldim.. şuan gerçekten çok sinirliyim.. gerçekten içim yanıyor, hazmedemiyorum.. onlar yüzünden, ben kendim utanıyorum insanlığımdan.. böyle canavar tipli mahluklarla aynı cinsten olmak beni utandırıyor.. yüzlerine tüküresim geliyor, kafalarını ezesim geliyor, tıpkı onların o kediye yaptıkları gibi !

efendim, benim kedi aşkımı bilirsiniz.. hatta sadece kedi değil, hayvanlar alemindeki tüm canlılara aşığım ben.. (tabi gergedan hayranlığım daha bi başka bişi) o yüzden evim hayvanat bahçesi gibi, o yüzden onlarsız hayatım hayat değil, o yüzden onlar benim nefesim olmuş, huzurum olmuş, mutluluğum olmuş.. zor günlerimde yanımda olan gerçek dostlarım olmuş.. benim en gizli dertlerimi bilir Gölge, biz onla ağladık gecelerce.. ya da Carlos, bakışımdan anlar beni.. Yelloz, Çimen, Fırça, Badem, İnci, Fıstık, Boncuk, Kirli, Tarçın, Roberto da öyle.. Hissederler onlar bizi, tanırlar, severler.. iyidir, candır hepsi..

ama biz insanların arasından, 'insan' olarak adlandıramayacağımız öyle mahluklar çıkıyor ki, korunmasız bir kediye tekme atma hakkını kendinde buluyor ! ne münasebetle, ne cüretle ! insan masum bir canlıya öyle canice nasıl kıyar? inan ki aklım almıyor.. iliklerime kadar titriyorum, tüylerim diken diken oluyor.. hayır yani, seni ondan üstün kılan, sana böyle bişi yapabilme hakkını veren nedir? hangi farkın? 5 para etmez insanlığın mı?

hazmedemiyorum, içim acıyor..

keşke, kafasını ezdiğin o hayvan kadar hakedebilseydin saygıyı, bu kadar aşağılık olmasaydın..

keşke..

10 Ekim 2010 Pazar

serde erkeklik var..

'bakakalırım giden geminin ardından, atamam kendimi denize, dünya güzel..' http://fizy.com/#s/104n5v

kendimi çok mu harap ettim ne? geçtim sanki kendimden yine? kaybettim sanki kendimi?

hayır aslında hiç de öyle değil, inan ki değil, sadece küçücük minicik bi yer acıyor içimde, o kadarcık.

kendimi güzel güzel işlere verdim ben.. mesela tegv'e üye oldum.. gidip ufaklıklara bi dünya bilgi öğretmeyi, eğlenceli etkinliklere katılmayı öyle çok istedim ki! gerçekten istedim.. ama bissürü aksilik oldu.. eğitimlere katılamadım.. elimde değildi ama.. kuzenimin düğününü bile hiçe sayıp da gitmeyi planladığım tegv eğitimlerine, sonradan birdenbire ortaya çıkan ve gitmeyi alelacele kararlaştırdığım yazılım kursu yüzünden gidemedim.. ama bu fırsat geçmezdi bak ele.. annem beni bu kursa göndermek için son bileziğini bozdurdu kıyamadığım.. nasıl da koyuyor aslında bana, nasıl da içim kötü oluyor..

ama bi yandan da düşününce, köprüden önce son çıkış gibi bişi oldu bu.. bi gün öderim tüm borçlarımı, söz !

.net öğrenecek gözde, C# öğrenecek, asp.net, ado.net, bissürü bişiler bişiler öğrenecek.. sonra güzel güzel işler bulacak, yazılımcı olacak, annesine babasına bakacak, kardeşine motosiklet alacak, kedisine ve köpeğine mamalar alacak.. ne de güzel bi hayatı olacak gözde'nin, bi bilseniz..

ayrıca ve ayrıca, bu sefer kesinkes kararlıyım, bu hafta kimsesizler yurduna gidilecek!

bi de sana fobilerimi sayıyım mı? bi kedinin arabanın altına fırlaması (aklım çıkıyor resmen, çünkü psikolojik bişi, çocukluğuma inmek lazım bu noktada), evdeki salatalık turşusunun tarihinin geçmesi (düşünmek bile istemiyorum), trenyolundaki makasların bozulması (1,5 saat bekledim çünkü geçen gün), 30 yaşına merdiven dayayan gözde'nin 20lik dişinin hâlâ çıkamaması (yine parçaladı etimi kerata, uf oldu), metrobüste oturamamak (ki oturmak bi hayal), akışkanlar dersi (reşat hocayı severim oysa), hiç trafik ışığı olmayan bir yolda karşıya geçmeye çalışmak (neymiş kadıköy medeni yermiş, pırt, bi ışık bile yok), aylığımın bitmesi (akbillerin manyetiğini bozasım gelio, gerçi artık akbil değil onlar, adı bilinmeyen bi kart), laptopumu taşımak (benim kadar bişi bu), denizde güzel güzel yüzerken bi an aşağıdaki canlıları görmek, bunun gibi bişiler işte..

gel de beni şu karışıklığımdan kurtar bi zahmet, yazılarımda bi bütünlük olsun artık.. aman dostlar, ben bi bütün olamadım, siz olduruverin gari..

bi de şu var, okuyom ben ya.. :D

4 Ekim 2010 Pazartesi

3 Ekim 2010 Pazar

( E )

yazmazsam, belki ölebilirim.. yine de yazmıyorum.. yazamıyorum.. öyle karışığım ki.. başım ağrıyor ve midem bulanıyor.. vicdanım ağrıyor ve vicdanım bulanıyor.. suçluyum..

oysa farklı olabilirdi..

bu kez farklı olur sandım evet..

bana öyle baktığında, gözlerin parladığında, beni öyle sakındığında, beni anladığında, öyle düşündüğünde, haketmediğim halde, olur sandım..

oysa sen gelsen ben kaçacaktım..

sen gelmedin ve ben kaçamadım..

evet, hayatın bir film olmadığını anlamalıyım..

ben en iyisi, uyumalıyım..

suçluyum.

'bırak beni boğulayım, gözlerinin tam içinde..'