29 Eylül 2010 Çarşamba

garipsenilesi anlar..

öncelikle, epey bir gündür kola içmiyorum, bunu bilmenizi isterim.. hani olur da saçmalarsam (gerçi o zaten Allah'ın emri) kolasızlığıma verin ki zaten vurdu başıma..

istanbul'dayım, döndüm yine buraya.. okulum son kez açıldı (inş bu sene mezun olursam) ve belki de son kez istanbul'a döndüm.. bunu düşünmek içime su mu serpiyor, yoksa beni daha da bunaltan şey bu mu, bilemedim.. özgür olmak gibisi yok tabi ama yine de canımı sıkan bir şey var bu şehirde.. geceleri daha uzun gibi geliyor sanki, nedenini bilmiyorum.. ben ki uyumayı bir hayli seven insan.. o zaman, sürekli gecenin bir yarısı uyanıp 'daha sabah olmamış mı ya?!' şeklinde kendimce tepkiler yağdırıp üzülmem nedendir, bir bilen varsa beri gelsin.. uzaktayken istanbul özlemimden yanıp tutuştuğum doğru.. bu kesinlikle, kesinkes, mutlaka, kayıtsız şartsız doğru.. (aşağıda 'yandan fadimem yandan' diye bir şarkı çalıyor, haydi kopuyoruz..) lakin insan istanbul'da hapsolunca, beyninde o şehre dair her güzel şey yok oluyor bazen.. bazen ama.. her zaman değil.. gündüz normal bir insan olabiliyorum mesela.. çoğu zaman okula uğramasam da (ki bu sene uğramak mecburiyetindeyim, okul uzamamalı, olmamalı bu, katiyyen, asla, hiç bir zaman, hiç bir şekilde olmamalı, yapma gözde, git oku güzel güzel, uslu bir çocuk ol, uslu bir kız ol, hatta şirinleri bile görebilirsin böylece mesela, olduğ o zamağn), uğradığım zamanlarda kahkalara boğulmadığım bir anımın olmadığı doğru.. ama akşam olmasın.. olmasın işte o akşam.. niye oluyor ki.. ne gerek var ki.. neden bunaltıyor beni bu akşamlar? etrafımda onca insan varken, neden kendimi yalnız hissediyorum? sanki tutunacak bir dalım yokmuş gibi.. heeey, öyle bir dal ister olsun ister olmasın, ben yine ayakta dururum gayet de, belli etmesem de çok güçlü bir kızım ben, kimseler anlayamaz belki bunu ama, yaşarım ben yine, bunu da bilin yani..

neyse, uzun paragrafları sevmem ben oysa.. belki de gelir gelmez proje peşinde koşmak biraz sıktı canımı.. bölümümün mallığından ötürü (afedersiniz) belki de.. 130 öğrencinin alması gereken projeyi, hoca başına 2 öğrenci kontenjanı koyarak, 65 hocası olmadığı halde, nasıl vereceği akıllarda soru işaretleri oluşturan, böyle bir mantık hatasını nasıl yapabileceğini bile kimsenin mantığının almadığı, sözde adı matematik mühendisliği olan ama anlaşılan o ki bölüm başkanının bile matematikten anlamadığı bir bölümüm varmış benim meğersem.. günlerce beni hoca peşinde koştururlarken onları içimden çok güzel cümlelerle yad ettim.. heyhat.. fazla değinme gözde sen bu konuya..

onu da geçersek eğer, gölge'min kokusu burnumda tütüyor.. bana sarılıp da uyuyan bir gölge bulasım geliyor.. bir gün dayanamayıp sokaktan bir kedi kapıp getiririm diye korkuyorum.. korkuyorum kendimden.. o geçen günkü yavru kedi, benim minicik ellerimden de minik olan kedi, öyle ki nerdeyse mikroskopla görülebilecek olan kedi, alsa mıydım seni, uyur muydun sen benimle, yapar mıydın bana bu iyiliği? herneyse işte, özledim seni..

ama heeey ben gitarımı da çok özlemişim meğersem, 3 ay görüşemedik kendisiyle, insan özlemez mi.. ah murtaza'm, hadi şarkı söyle bana.. hadi mest et beni o güzel sesinle.. sen bari bırakma beni, sev beni..

ama sen aşk, git başımdan, sana gelsin şimdi bu şarkı, 'vazgeçtim..' http://fizy.com/#s/1aj2h7

21 Eylül 2010 Salı

saat 17.35'de Trabzon'dan İstanbul'a hareket etmek üzere kalkan uçağa, tam şu an, kafamın üzerinden geçerken el salladım.. beni görmeni isterdim oysa, hissetmeni de..

http://fizy.com/#s/1aimqc, neler yapıyorum ben böyle?

20 Eylül 2010 Pazartesi

büyümek, küçültür beni.. küçülmekse büyütür..

http://fizy.com/#s/1ajfyy, önce bi dinlemek gerek..

bi insan büyümeyi şiddetle reddeder mi?

konu bensem, evet reddeder.. yok, bünyem kaldırmıyor, midem almıyor.. beyince, fikirce büyümeyi kastetmiyorum, düşüncelerdeki olgunlaşma değil benim konumdaki tema.. sadece ve sadece hareketlerin kadınsılığı.. garip bir giyinme tarzı, enteresan bir saç, olgun görünmek adına ses tonunun, dudak hareketlerinin bile komikleşmesi ve tabi ki ellerden eksilmeyen iki parmak arası sigara.. insanlara tepeden bakar gibi, benim bilmediğim bi dünya şeyi bilirlermiş gibi, 'heey küçük tepeleri ben yarattım, haberin yok mu?' edasındaki davranışlara tahammül edesim gelmiyor çoğu zaman.. hatta öyleki, içimdeki insan dürtüp duruyor da, olgunluktan ölmelerine engel olmak istiyorum kıyamayıp, 'kendine de bana da bu işkenceyi yapma artık!' diye haykırmak istiyorum.. gerçi olgunluk bu değil benim lügatımda, böylesine basit bir durum değil.. büyümek, ses tonundaki değişiklik ya da sigarayı parmakların arasında kibarlıktan kırılırcasına tutmak değil.. sıradışı olmak için daha da sıradanlaşmak değil..

olgunlaşmak; beyindeki kıvrımların çoğalması, beyin hücrelerinin gelişmesi, düşünceleri ve duyguları kontrol altında tutabilme, olaylara yaklaşım tarzını değiştirebilme, pozitif olabilme, güç patlaması yaşayabilme, famfarklı bişi, iyi bişi, güzel bişi, insanın ağzını hayretle açıklarda bırakan bişi, özenilesi, olunmak istenilesi, insanın bağrına basılası bişidir.. bence tabi..

'ne kadar az yol almışsınız, ne kadar az, yolun başındaymışsınız dimi meğer?'

üzgünüm, işin gerçekleri bunlar.. oysa artık koskoca kadınlar olduğunuzu sanmıştınız, çok mühim insanlara dönüşmüştünüz, nasihatler verecek düzeylere erişmiştiniz, en birinci siz olmuştunuz dimi? üzgünüm..

siz sadece beni büyümekten tiksindirdiniz.


19 Eylül 2010 Pazar

mad world..

http://fizy.com/#s/1ls9je , müzik güzeldir, iyidir, candır.

ve birden dedim ki..

etki tepki kanunu.. dünyanın bize uyguladığı etki kadar ona tepki veriyoruz.. bu durumda, aslında dünyanın ağırlığı üstümüzde, onu taşıyoruz.. yorulmamızın nedeni bu.. keşke yerçekimi kuvvetini bozmanın bir yolu olsaydı..

mantıksız mıydım?

17 Eylül 2010 Cuma

bir bebek bir bebeğe gel bebek bre bebek bir bebek dükkanı açalım demiş..


http://fizy.com/s/16t4uq



"Isn't it great to see

How life begins

Things may change

Let the joy begin.."



en yakın arkadaşımın karnının gün be gün şişmesini izlemek, eğlenceli bişi olmalı.. içindeki o 2 damlacık yaratığın gün geçtikçe onun gibi karamık bişi olduğunu görmek.. düşüncesi bile içime huzur dolduruyor.. anne olmak nasıl bir duygu acaba diye düşünüyorum sonra.. neler hissettiğini soruyorum.. sabahları uyanırken içinin gıdıklandığını söylüyor, bebeğin kalp atışını hissettiğini, heyecanlandığını :) ve evet bi nebze anlayabiliyorum, anne olmak uçaktan atlamak gibi bişi !

tam bu noktada, bana bu duyguyu kısmen hissettiren, şımarıklığı kendine böylesine yakıştıran, karnının doyduğunu hiç görmediğim, hobisi sinek kovalamak olan, balkon kapısını zıplayarak açabilen, ben uyurken gelip ayaklarımı ısıran, her bi yerimi tırmıklayan, dün 'aşk böcüğüm' dediğimde mucizevi bir şekilde 'hı' diye tepki vermesine şahsen kendi kulaklarımla şahit olduğum, uykucular uykucusu, öyleki ben burada yazı yazmaya çalışırken gelip kolumda uyuyakalan Gölge'ye minnettarlğımı belirtmek isterim.. lakin 10 gün sonra ayrılacak olmamızın acısı yüreğime şimdiden oturdu, bu da bir aşk hikayesidir bence..

aşk demişken..

öyle bişi var mıydı ya?

16 Eylül 2010 Perşembe

yine yeni yeniden..


http://fizy.com/#s/17p0k9

"ben, burada seni beklerim, ben ölmeden sakın ölme.. kim olduğunu bilmesem de, bir yerlerde yaşadığını biliyorum.. bazen aşk çok uzaklarda görünür; ben senin aşkından vazgeçemem, beklerim.. ölme.. ben ölmeden önce sakın ölme.." demiş Rammstein, beğendim çok da güzel demiş..

insan bazen yazmaya susar ya hani, bazen beyninin içindeki karmaşadan kurtulmak için herşeyi bi kağıt üzerinde düzene sokmak, kendi hislerine karşıdan öyle bi bakmak ve sonunda unutmak ister ya, o durumdayım sanırım.. evet yazmak istiyorum, herzamanki gibi.. kolamı alıp elime, laptopumu alıp önüme, üzerinde uyuyan Gölge'ye aldırış etmeden basmak klavyemin tuşlarına.. beynimin izdüşümünü çizmek istiyorum şuraya, bu konuda pek parlak sayılamasam da.. ama nedendir bilinmez, bu beni utandırıyor.. insanların içimdekileri bilmesi beni utandırıyor.. o yüzdendir, yazdığım onca şeyi yakmam, yırtıp atmam, yok etmem, imha etmem.. ama bu, yine yeni yeniden kaleme kağıda koşmama engel değil.. bi gün yenerim elbet bu durumu, o gün umarım yakındır..

girişle gelişme pek bi alakasız oldu, birleştirmeli miyiz? :) içimdeki koskoca aşkları bilme ey insanlık !