20 Nisan 2014 Pazar

https://soundcloud.com/eve-murtagh/bend-and-break

Hayal...
Hayaller...
Anılarla karışık...

Genç kız, kafasındaki düşüncelerin içinde kaybolmuştu adeta. İnternette surf yaparcasına, hayallerinden hayallerine geçiş yapıyordu. Hayaller ve anılar, birbirine bağlantılıydı, indexlenmişlerdi. Aralarında gözle görülemeyen bağlantılar vardı. Sadece hissedilebilen. Kız, duygusal biri olarak ün yapmıştı ne de olsa. Hakkını vermeliydi. Kendini düşlerin ve hislerin eline bıraktı.

Duygusallığı yadırgamıyordu, suçluluk hissetmiyordu. Utanılacak bir durum da değildi bu. Herkesin artısı eksisi olabilirdi. Onu tasarlayan bir Tanrı - varsa eğer - onun bu yönlerini daha kuvvetli kılmıştı. Görünenden çok görünmeyeni seviyordu. Sevgi gösterilerinden çok, gösterilmeyen ama içeride var olan sevgiyi. Ayrıca duygusallığı ona bir çok artı da katıyordu, '6. his' diyebileceğimiz sezgisel olgu bunlardan yalnızca biriydi.

Bir an durdu.
Gözlerini kapattı ve hayali beyninde tekrar oynattı.
Tekrar tekrar.
Yüreğini gıdıklayan bir mutluluk hissetti.
Yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti.
Yetmedi, gülmeye şen kahkahalarıyla devam etti.

Onu böyle gören biri olsaydı şayet, deli olduğunu düşünebilirdi. Gözlerini kapatmış öylece dururken, donuk suratının bir anda renklenmesi, nedendir bilinmez, belki de kendileri hiç başaramadığı için, insanların alaylarının bahanesi olabilirdi. Çok da umursamadan 'Neyse ki bugün yalnızım' diye mırıldandı, 'Bugün uçurtmamı göklere çıkarabilirim'.

...


23 Mart 2013 Cumartesi

Hayat; bir takside huzursuzca trafiğin açılmasını beklerken, cızırtılı bir radyoyu ısrarla dinlemek gibi.

Dikkatini daha göze çarpan bir olaya verdiğinde, topladığında seni eşit derecede huzursuz eden küçük küçük olayların varlığından bihaber kalıyorsun.

Yorgunluğun yine aynı.
Benden söylemesi.

(gözderengi)
http://fizy.com/#s/1ai0k3
 

25 Kasım 2012 Pazar

25 yaşındayım.
Kimilerine göre daha az, kimilerine göreyse daha çok acı gördüm.
Yaşadığım ve atlattığım kadarıyla olgunlaştım.
Belki az, belki çok.
Ama kendime güvenecek kadar çok.

Paylaşılan mutluluklar da bir zaman sonra boğuyor insanı.
Boğazını sıkıyor, dolanıyor koynuna.
Düğüm oluşturmadan önce kesip atman lazım.
Her şeyi geride bırakmayı öğrenebilmen gerek.
Öğrenip uygulayabilmen gerek.

En çok da neyi öğrenmelisin biliyor musun?
Başkalarını kırmamak için kendini kırmayı bırakmayı.
Lafta değil, ciddi ciddi öğrenmelisin.
Hakedene hakettiği gibi davranmalısın.
Bir bir vurmalısın yüzüne ve dönüp arkanı gitmelisin.
Bırak istediğini söylesin.
İçin dışın birdi senin.

Hiç kimse senden değerli değil.
Yaşanılası bir hayata sahip olmanın kuralı bu.
Bencillik olduğunu düşünüyorsan, en başında kaybettin.
İşin içine duygularını karıştırma.
Duygun yok senin, evet onlarsız ol.
Çok da gerekli değiller zaten.
Mantığına sığın.

Her zaman gülümse, her zaman.
Canın yanarken bile gülümse.
Bırak deli desinler, güçlü bir delisin.
Zayıflığını kimseye göstermeyecek kadar akıllı bir deli.
Onlara göre deli.

Sadece ailenin yanında ağla derdim bir zaman önce.
Ama şimdi onu da demiyorum.

İlla ağlayacaksan şayet, duş alırken ağla.
Gözyaşların akan suya karıştığında, ne kadar ağladığından haberin olmaz.
Acıyıp da kendine olan güvenini yitirmezsin böylece.

Uzun lafın kısası, kendime tavsiyemdir.
İyi gittiğini söyleyebilirim ama yetmez.
Zincirlerini kır.
Başladın, bitirmeyi bil.
Çok geciktirmeden.

2 Ekim 2012 Salı

'Biraz sonra uçağa bineceğim. O dakikadan sonra, Brezilya size uzak, Türkiye bana yakın olacak. Evet, birazdan peronda yavaş adımlarla yürüyeceğim. Önce arkama bakmak istemeyeceğim, gözlerimle savaşacağım. Çok kısa sürecek. İlk adımda yenileceğim. Başımı arkaya çevirdiğimde milyonları görmek, milyonlarca sevgiyi bırakıp gitmek zor olacak, olmalı.

Dianne’ya sesleneceğim çok kısık sesle. ‘Bak diyeceğim, bak neleri bırakıyoruz…’ Dianne gülümseyecek bana. Sıcak bir öpücük kondurabilir o anda, belki hiçbir şey yapmaz. Öylece beklerim ben yine. Bu aşkı ona söylemezsem, buradan nasıl giderim. Sonra kızlarımı kucağıma alacağım, bavulumu bırakıp. Onlar ağlayacaklar. Seviyorlarsa babamı bu kadar, neden gidiyoruz? diyecekler… Susacağız eşimle. Cevap veremeyeceğiz. Kızacağız kendimize. Bir el yükselecek başımdan yukarı. Hüzün kokacak baştan sona. O el hiç inmek istemeyecek. Hep veda sürsün, gitmek anlamını yitirsin ve unutalım bu terkedişi dileyecek. Arkamı o bayrağa dönmek olacak en zoru. Eli yere indirdiğimde, hızlıca hareket etmeliyim. Birkaç saniye daha beklersem, önce kızlarımı salacağım geriye. Sonra biz yürüyeceğiz Fenerbahçe’ye… İçimden sayacağım tek tek. Ve o anda ayaklarımı çok şık bir hareketle uçağa doğru çevireceğim. Dayanamacağım. Çökmek isteyecek dizlerim. Karıma tutunacağım, kızlarıma dua edeceğim…

Arkadaki şarkıları bırakmak en zoru, en acı vereni bu olacak. Duymak isteyip, bekleyemeyeceğim mesela. Her haftasonu sevemeyeceğim tekrardan. Şükrü Saraçoğlunda gol sevinci yaşamaktan öte, bir taraftarı dünyanın en mutlu insanı yapamayacağım… Üzülüyorum. Kapılar açılacak birazdan. Beklemekte fayda var az daha.

Birkaç sene kaldı bu sahneyi yaşatmaya size. Duygularımı tahmin edemezsin büyük Fenerbahçe taraftarı. Sizden ayrılmayı düşünmek, aile fertlerinden birini kaybetmek gibi olacak, olmalı. Ama daha var, o şık hareketi yapmaya daha süre, o ellerin kaldıracağı kupalar var.

Alex de souza...'


Fenerbahçe sevgimi Aziz Yıldırım ve büzüktaşları gidene kadar askıya alıyoruuuum, aldım.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Şimdi burada değilsin
Ama beni duyuyorsun biliyorum.
Kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur,
Bak yoksun.
Bunun anlamını biliyor musun?
Yokluğun
Yüreğimdeki bu yıldızsız,
Bu dipsiz, karanlık gece.
Yokluğun, odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken,
Unuttuğum dalgın gözlerim.
Yokluğun yastığımda bıraktığın bu kimsesiz saç telleri,
Sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar.
Her an gözümün önünde sakladığım mektupların,
Peçetelere yazdığın şiirlerin,
Hediyelerini sardığın paket kağıtların.
Sen gidince,
Hala sen kokuyordur, diye üzerime giydiğim
Ve derin derin
Soluduğum giysilerin.
Bu yarı deli
Bu hayattan kopuk ruhum.
Kapat gözlerini ve bana bak.
Ben diye ne varsa gördüğün, işte o senin yokluğun.
Söyle
Sana neyi anlatayım?
Sabaha karşı çalan telefonumun ucunda,
Ne olur bana hayattan kötü davranma diye sayıklayan
O kırgın, o kendine çarpan sesini mi?

Cezmi Ersöz

31 Temmuz 2012 Salı

Doluyorum, taşana kadar...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Ne yaparsanız yapın saçma şeylerin gerçekleşmesine engel olamayacaksınız.
Çünkü onlar gerçekleşmezse saçmalık olgusunun varlığından haberdar olamazsınız.
Ve tabi ki onun zıt durumlarından...
Aslında hepsi bir.
Hepsi bir bütün.
Biri olmazsa diğeri de olmaz biliyorsunuz.
Bunun yanında çok şey daha biliyorsunuz.
Kendinizden oldukça eminsiniz.
Ama bildikleriniz işinize yaramıyor.
Yaramayacak.
Yaradığını zannediyorsunuz belki.
Oysa yer değiştirmeniz daima 0 (sıfır).
Bunu bilmem işime yarıyor mu?
Engelleyebiliyor muyum saçmalıkları, saçmalayanları, saçmalamaları, saçmalamışları, saçmalayaduranları, saçmalayacakları, saçmalanmışları, saçılmış sıçılmışları.
Farkettiniz ki hayır.
Siz de önüne geçemezsiniz.
Ne bilirseniz bilin, önünde duvar olamayacaksınız.
Önünde duramıyoruz çoğu şeyin.
Yıkıp geçişini izliyor, ardından öylece bakıyoruz.
Bazen şiddetli savrulmalar yaşıyor, bazense sadece dizlerimizin üstüne çöküyoruz.
Öyle de yaşayabiliriz aslında.
Yaşamak yaşamaktır.
Her türlü boktan biliyorsunuz.
Bazen az boktan, bazense çok.
Neden ısrar ediyorsunuz ki çabalamakta?
En az varlığa sahip olan adam, kaybetmekten en az korkan adam değil midir?
Ne kadar da gururlusunuz.
Oysa hiç belli etmiyorsunuz.
Çok derinde bir yerde duruyor olmalı.
Bak bu da saçma mesela.
Ya yüzeyinde tut, ya da çıkar at bünyenden.
Boşuna kendine ağırlık yapıyorsun.
Kimse o kadar derine inmek için uğraşmayacak, bunu da biliyorsun.

Ee...
Hah ne bilirim ki ben.

Belki çok şey, ama hiç bir şey.
Yararsız.

Kendimeydi...